ÖZEL BÖLÜM 3
ÖZEL BÖLÜM 3.
Oğuz'dan;
"Ölmeden önce söyleyeyim... Melodi'yi bilerek ittiğini düşünmüyorum."
Bestegül bana olanları anlattığında beri insan denen varlığın ne kadar tahmin edilemez olduğunu öğrendiğimi düşünüyordum. Ve bunu ölmek üzereyken öğrendiğimi.
Bestegül parmaklarıyla gömleğimi tutmaya çalışırken, "Demiştim, seni öpmeye çalıştığını görünce delirdim," dedi duygulanmış, bitkin sesiyle. Yorulmaması için konuşmamasını söylemek istedim ama sanırım asıl konuşmaması gereken bendim. "Belki de benim suçumdur."
Suçlu hissetmesini hiç istemedim. "Yanlış yapan oydu, işlerin böyle sonuçlanacağını bilemezdin."
Bestegül ıslak, fersiz gözlerinin arasından bana çok üzgün şekilde baktı. Yüzü kirli görünüyordu, dudakları kupkuruydu. "Lütfen konuşma Oğuz. Susalım, konuştukça daha kötü oluyoruz. Zaten geldiler, duyuyorum."
Boğazım öyle çok kuruydu ki, bir damla su için her şeyi yapardım. "Son anlarımı... sesini duyarak harcamayı istiyorum."
Öleceğimi, bu susuzluk hissi beni bayılttığında anlamıştım. Midem bulanıyordu ama kusamıyordum, çünkü midem bomboştu. Keşke kussam, kustuğum şeyleri bile yemeye razıydım, yeter ki bu his geçsin. "Birkaç saat daha dayanamayacağız değil mi?" Diye fısıldadı. "Tatlı bir uyku seni de çağırıyor mu?"
Beni çağırsın ama onu değil. Ne yapmam lazım acaba onun da ölmemesi için... "Uzun bir uyku," dedim gücümün yettiğince. "Ölüm." Her şey seninle olur Beste ama ölüm sensiz olur.
"Keşke ailemizle vedalaşabilseydik," dedi gözlerini yumarak. İki damla gözlerinin kenarlarından aktı, canımı yaktı. Ben ölmek üzere değil miydim? Nasıl hissettim? "Annemi, babamı, kardeşimi çok özledim."
"Ben de özledim," dedim parmaklarımı zorla kıpırdatıp belini okşarken. "En çok da ben olmadığımda bu hayatla nasıl mücadele edeceklerini düşünüyorum. Babam... Rahat bırakmaz onları, çok üzer, çok incitir." Aile içindeki sayısız kavgalarımız geldi aklıma. Annemin çaresiz kalışı, Piraye'nin bir köşeye sinip ağlayışı... "Ben varken korkuyor, bir şey yapamıyordu ama ben öldüğümde, onlar kendilerini nasıl savunacak. Çok savunmasız kalacaklar, çok..." Keşke benim için yapılacak bir şeyler olsa. Annem için, kardeşim için... Sevdiğim kız için yaşayabilsem.
Bestegül bu söylediklerimle daha çok duygulanıp ağladı. "Keşke elimden bir şey gelse Oğuz. Sen şimdi böyle dedin ya.... Ben yapamasam bile keşke sen ailenle vedalaşabilseydin." Ne kadar içten söylüyordu bunları sevgilim. "Annen seninle gurur duyuyor olmalı."
Benim yokluğumda ne kadar üzüldüklerini düşündüm gözlerimi kapatınca. Başım o kadar ağrıyordu ki, göz kapağım bile acıyordu sanki. "Annemi ve kız kardeşimi çok seviyorum." Ne yapacaklar, ben yokken ne yapacaklar... Lütfen kurtulsunlar babamın zulmünden.
"Hımm, başka kimi seviyorsun?"
Onunla, sevgilimle belki de hayatımın son kelime oyunlarını oynadım.
"Selim'i severdim." Öldü, o da öldü. Ben de öldüğümde görecek miyim onu? Çok çok isterim. "Cesur'u, Fatih'i severdim."
"Hımm, başka?" Dedi biraz neşeyle.
Bu kez, "Basketbol takımından birkaç arkadaşım var, onları severim," dedim.
Sevgilim, ne duymak istediğini biliyorum. Seni de seviyorum. Çok.
Gülümsemeye devam ederek, "Hımm," dedi bir daha. "Başka başka kimler?"
"Bilmem," dedim onunla oynamaya devam ederek. Midemde çok derin bir ağrı hissedince gözlerim karardı. "Mahallenin bakkalı var, onu severim."
Gülmekle ağlamak arasında bir ses çıkardı. Acaba mutluyken nasıl görünürdü? Dışarıdayken, özgürken, mesela benim elimi tutmuş sinemeya giderken, dans ederken, sınav esnasında... ya da ben onu öperken.
"Yaa, başka kimi?" Dedi.
"Seni," dedim.
Pes ettim, daha fazla dayanamadım, karşı koyamadım.
Sustu ama kelimelere dökmeye gücü olmasa da mutlu olduğunu hissettim. Biraz sonra bana, "Bulutu görüyor musun Oğuz?" Diye sordu.
Tavana doğru baktım, artık görüşüm bile kayıyordu. Bizim bulutumuz, Beste ile Oğuz'un... "Şu yağmur yüklü bulutttan mı bahsediyorsun?"
O bulutu ben göstermiştim ona, o da ayak uydurup gördüğünü söylemişti. "Evet birazdan yağacak."
"Biz öldüğümüzde," dedim. Ya önce ben ölürsem ve onun yaşayıp yaşayamayacağını bilemezsem, bunu öğrenemezsem. Keşke biraz daha dayansam, o adamlar gelene kadar hayatta kalabilsem. Ama hissediyorum, bir yok oluş duygusu çoktan içime yerleşti, her saniye yok oluyorum. Bir sihirle ortadan kaybolan birisi gibi, yavaşça kayboluyorum.
"Biz öldüğümüzde."
Gücümü sonuna kadar kullanıp ellerini aradım, bulup tuttum. Parmaklarımız dolanınca kenetlendik birbirimize. Sevgilimin yanında öleceğim. "Şimdi ölüyoruz," dedi. "Çok çok üzücü Oğuz ama düşünüyorum da, burada ölmek güzel. Bizim için çok erken, zamansız bir ölüm ama seninle ölmek güzel. Ölümden çok seninle beraber tatlı bir uykuya dalıyormuşuz gibi hissediyorum."
Kelimeler uğulduyor, varlığımı hissetmemeye başlıyorum. Bilincim ağırlaşıyor, kapanıyor, tutamıyorum.
"Garip," dedim nefesim yettiğince. "Ben de aynı şeyleri düşünüyorum."
"Üşüyor musun?"
Çok.
Gözlerimin kaydığını hissettim, midem artık ağrımıyordu, vücudumu bir hafiflik kapladı. Bestegül beni sarstı. "Oğ... Oğuz?"
Gözlerimi, o güzel yüzünü görmek için açmaya çalıştım. "Sadece düşünüyorum; üşüyüp üşümediğimi."
Kollarını daha sıkı sarmaya çalıştı, görseler ne çelimsiz kız derler ama ne kadar güçlü savaştı bu durumla. Gurur duyuyordum onunla. "Üşüyorsan daha sıkı sarılabilirim," dedi, beni benden çok düşünerek.
"Üşüyorum o halde," dedim onu hissetmek için parmaklarımı sırtına bastırırken.
Bana daha sıkı sarıldı, hâlâ direniyordu, güçlü kalmaya çalışıyordu. Dakikalar önce birbirine kenetlenen ellerimizi yukarıya kaldırarak izlemeye başladığında ben de onun kirpiklerine baktım. Ağlıyordu, usulca ve acı çekerek. Ölümden korkuyor muydu acaba? Korkmaması için parmaklarımı elinde kaydırırken, bir gürültü sesi duydum ve çok yaklaştıklarını anladım. Gözlerimi çevirip sesi takip edemedim bile, o ses beni heyecanlandırmıyordu artık. Yok oluşum bile yer kaplamaya başlamıştı dünyada, hissediyordum.
"Bestegül," dedim, onu konuşturup ayık kalması için. "Bana bir masal anlatır mısın?"
Ben küçükken sobalı bir evde yaşardık. Okuldan geldikten sonra ıslanmış kıyafetlerimi çıkarıp sobanın arkasına geçerdim, annem gülümseyerek beni izlerken eski yaşantısını ve ninesinin ona anlattığı masalları anlatırdı. Öyle uyuyakaldığımı hatırlıyordum. Birdenbire neden düşündüm acaba bu anıyı? Yoksa.... Gerçekten ölüyordum ve hayatım gözlerimin önünden mi geçiyordu?
"İnsanlar masal dinlerse uyurlar, ben senin uyumanı istemiyorum," dedi Bestegül, hıçkırarak.
Lütfen, ben ölüyorum madem, o yaşasın... Artık onu bile tutamadığımı hissettim ve elim sırtından düşerken fısıldadım. "Bestegül, bana bir masal anlat."
Bana bir masal anlatmak istemiyordu, çünkü uyumamı istemiyordu. Bir daha uyanmamamdan korkuyordu. Ama nefesimin ağırlaşmasından bile hissediyordum, ölmek üzere olduğumu. Bestegül elimi daha sıkı tuttu ama ona karşılık bile veremedim. "Çok eskilerde, bir ülkenin sevilen bir padişahı, bu padişahın da Zühre adında güzeller güzeli Bir kızı varmış," diyerek anlatmaya başladı kısık sesiyle. Ve bir süre yarısını duyduğum, diğer yarısını duymadığım şeyler anlattı. "... ona Zühre adını koymuş. Zühre'nin anlamını biliyor musun Oğuz?"
Bana seslendiğini duyunca zorla cevapladım. "Yıldız ya da ay demekti sanırım."
"Yıldız demek sevgilim." Sesi o masaldanmış gibi geliyordu.
İçini çekip masalı anlatmaya, "Zühre altı yaşına geldiğinde," kelimeleriyle devam etti. Sesine kulak verdim, neden artık sesi meleksi geliyordu. Öleceğimden mi? Masaldan çok onun sesini dinledim, o sesiyle beni hayatta tutmaya çalışıyordu. "... o gece ağrılarla girdiği yatağından bir daha kalkamamış ve günlerce ateşler içinde yatmış."
"Üzücü," diye tepki verdim anlattığı masala.
Kafasını sallayıp parmaklarını avuç içimde oyaladı ve kaldığı yerden masala devam etti. Konuşurken duraksamak zorunda kalıyordu ve bu belli ki bu masalı da seviyordu. Acaba ona kim anlatmıştı? Annesi mi babası mı? Gözlerimi hafifçe aralayıp yüzünü görmeyi denedim, her şey bulanıktı yüzü gibi. Böyleyken bile gözlerime bu kadar güzel gelmeyi nereden öğrendi...
"Oğuz... Oğuz?"
"Hı?" Dedim gözlerim kendiğinden kapanırken.
Bunu söyledikten sonra gömleğimde bir sıcaklık hissettim, gözyaşı olduğunu ayırt edebildim. Keşke hiç ağlamasa... Ama ağlaması ölmesinden daha iyidir, keşke ölmese de yine ağlasa.
Gözlerimi tekrar açıp açıp ona bakmak zor geldiği için öyle üzülüyordum ki, keşke ona daha sıkı sarılsam, korkmamasını söylesem, ona bir şey olmayacağını söylesem... Yapamıyordum, parmağımı bile kıpırdatamıyordum. Sevdiğim kızı teselli edemiyordum. Artık... düşünemiyordum bile, onun sesiyle uyumak istiyordum, onunla ölmek istiyordum. Ya... Ben öldükten sonra da gelmezlerse, Beste ne yapardı yalnız başına?
Başımı göğsünden kaldırdığını, o ağırlık kaybolunca anladım ve gözlerimi açmayı denesem de yapamadım. Başımı tuttuğunu hissettim, ellerinin içi soğuk mu neydi? Bana soruyordu ama o üşüyor muydu? "Biraz daha dayan," diyen sesini duydum, nefesini hissettim. "Masal bitti diye mi uyudun?"
Masal bitmiş miydi?
"Bestegül," dedim, ölmeden önce bir daha hatırlattım kendime. Bu sevdiğim kızın adı, Bestegül.
"Söyle... Bak, geldiler, yetiştiler."
Yetiştiler mi sahiden? Ben sana yetişemedim ama keşke yapabilseydim, karşına çıkıp seni sevdiğimi itiraf edebilseydim.
Öleceğim ama ellerimi biraz kaldırıp ona son kez sarılamıyorum.
Madem ben yapamıyorum, o yapsın.
"Öp beni."
Bunu dedikten sonra gözlerimi açtım ve onun yüzü bir meleğin yüzüymüş gibi gelirken, uzaktan bize seslendiklerini duydum. Belki, bir umut... Ah hayır, umut falan yok, ölüyorum, gerçekten artık dayanamıyorum.
Bestegül titreyen ellerini uzatıp yüzüme koyduğunda gülümsemek istedim, belki de gülümsedim ama kendimin farkında değildim. Eğilirken saçları yüzüme doğru döküldü ve alnını alnıma yasladı. Onu öpmeye cesaret edememiştim, yanlış anlar diye de korkmuştum ama ölmek üzereyken öpsün istedim beni. Dudakları dudaklarımın üzerine yerleşmeden önce de, "Seni seviyorum," diye fısıldadım ve dudaklarımız birbirine ilk kez değerken, küçük fısıltısını işittim. "Seni seviyorum."
İlk aşkımın dudakları dudaklarım üzerinde hareket ederken, nefes alarak onu öptüm ve gözyaşının tadını hissedince gözlerimi son kez kapattım. Bir kızı ilk öpüşümdü ama bunu bile berecemiyordum.
Bestegül'ü öpüyordum.
Ve bu dünyanın en güzel cümlesiydi.
Bestegül'ü öpüyordum.
Ve bu dünyanın en güzel şeyiydi.
Saçlarımı okşayışı ona dair hissettiğim son şeylerden birisi oldu ve onun dudaklarından sızan nefes de içime çektiğim son nefes oldu. Gözümün kenarından akan bir damla yaşı hissettim, bir dakika bile sürmeyeceğini düşündüm, bir yerden düşüyormuşum gibi geldi ve bilincim kaybolup bu dünyadan gitmeden önce de sevdiğimin kokusunu yanıma aldım.
Ve verdim son nefesimi onun kollarında.
Yorumlar yükleniyor...